www.jhintl.net
Johns Hopkins Medicine'den tıp alanındaki en son yenilikler.

AĞUSTOS 2005: Diyaliz Tedavisi Seçimi, Ölüm Riski Üzerinde Etkili… Tam Kalbine… Kanserle İlgili Protein... Diyabete Bağlı Sertleşme Sorunun Nedeni… Johns Hopkins Medicine International Semineri... CME Kursları...

Buraya tıklayarak web sitemize ulaşabilir veya abone olabilirsiniz. Bu bülteni arkadaşınıza iletmek için, e-postanın sonundaki linki kullanınız.

________________________________________________________________________________

SAĞLIK HABERLERİ

Johns Hopkins Araştırmacıları, Diyabete Bağlı Sertleşme Sorununun Nedenini Açıklığa Kavuşturdu

Johns Hopkins araştırmacıları, diyabetik hastalarda yüksek düzeylerde bulunan bir tür basit şekerin ereksiyon olmak ve bu durumu korumak için gereken olaylar zincirini sekteye uğrattığını ve zamanla kalıcı penis bozukluklarına yol açabildiğini bulguladı. Sonuçlar, bu ereksiyon mekanizmasına yönelik yeni sertleşme sorunu tedavilerine ilişkin çıkarımlar sunuyor.

Önceki araştırmalar, diyabetik erektil disfonksiyonun, kısmen, ereksiyona neden olan vasküler olaylar zincirini başlatan enzimin engellenmesinden kaynaklandığını göstermişti. Johns Hopkins ekibi bu zinciri durduran faktörün, hiperglisemi (yüksek kan şekeri) durumlarında görülen bir kan şekeri olan O-GlcNAc olduğundan şüphelendi.

Diyabetik erkek hastaların %50 ila %75'inin belirli derecelerde sertleşme sorunu olduğu tahmin ediliyor; bu oran, diyabetik olmayan erkeklere göre neredeyse üç kat daha fazla. Hastalık, diyabetik olmayanlarda görülen sertleşme sorunundan farklı ve Viagra gibi geleneksel ilaçlarla etkin bir şekilde tedavi edilemiyor.

Çalışma, diyabetik hastalarda görülen kan damarı fonksiyonundaki azalmanın altını çiziyor. Ayrıca, sadece sertleşme sorununa bağlı cinsel konulara değinmekle sınırlı kalmayan araştırma, genel penis sağlığı ile ilgili çıkarımlara da işaret ediyor.

Üroloji profesörü ve araştırma ekibinin başkanı Dr. Arthur Burnett'a (M.D.) göre, "eNOS hem anında verilen erektil tepkide, hem de penis dokusunun genel sağlık ve işlevinde rol oynuyor."

Laboratuarında 1990'lardan bu yana penis ereksiyonu üzerine çalışmalar yapan Burnett sözlerine şöyle devam ediyor: "Burada olanlar çok önemli; çünkü, diyabetin temel biyolojik ve vasküler mekanizmalarına işaret ediyor. Bu makale bizi tekrar, hipergliseminin fizyolojik ilişkisine ve ereksiyonu nasıl etkilediğine götürüyor."

Araştırmanın finansmanı, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü) ve National Kidney Foundation of Maryland Professional Development Award (Maryland Ulusal Böbrek Vakfı Profesyonel Gelişim Ödülü) tarafından karşılandı.

Dr Arthur Burnett ile yapılan röportaj için, tıklayınız.

Ölümcül Prostat Kanserinin Risk Faktörleri Tanımlandı

Johns Hopkins araştırmacıları, doktorların ameliyat sonrası tekrar eden prostat kanseri nedeniyle yüksek ölüm riski taşıyanları belirlemede yararlanabilecekleri üç risk faktörü belirledi ve bu amaçla kullanılacak basit bir referans aracı geliştirdi.

Kan testleri, cerrahi patoloji sonuçları ve ameliyat sonrası sürenin birlikte değerlendirildiği bir dizi tablodan oluşan bu yeni araç, kimlerin ameliyat sonrası tekrarlayan kanser nedeniyle ölüm riskinin daha yüksek olduğunu ve ileri tedaviden kimlerin faydalanacağını belirlemede kullanılabilir.

Johns Hopkins'de üroloji dersleri veren Dr. Stephen J. Freedland (M.D.) konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Tekrarlayan prostat kanserine bağlı ölümlerle ilişkisi olan üç risk faktörü tanımladık; böylece, doktorlar ileri tedaviye ihtiyacı olan hastaları, durumları nispeten güvenli olup yakından takip edilebilecek hastalardan zamanında ayırabilecekler."

Risk faktörlerinin dayandığı temeller şunlar:
* Kandaki prostat spesifik antijen (PSA) düzeyinin ameliyattan sonra iki katına çıkması için -ay üzerinden- geçen süre. Süre kısaldıkça, risk artar.
* PSA testleri ile ölçülen, ameliyattan hastalığın tekrarlamasına kadar -yıl üzerinden- geçen süre. Aynı şekilde, süre kısaldıkça, risk artar.
* Mikroskopla incelendiğinde, prostat kanserinin agresiflik oranını gösteren mikroskobik bir skala olan Gleason skoru (2 10). Değer ne kadar yüksekse, tümör o denli agresiftir.

Araştırmacılar, risk faktörlerini tanımlamak amacıyla, Johns Hopkins'te radikal prostatektomi tedavisi gören, daha önce biyokimyasal (PSA) olarak hastalığın tekrarladığı ve hastalığın yenilenmesinden sonra en az üç ay arayla en az iki PSA testi yaptırmış 379 hasta ile çalıştı.

Araştırmacılar, PSA'nın iki katına çıkması için geçen süre, ameliyatla hastalığın tekrarlaması arasında geçen süre ve Gleason skorunun, tekrarlayan prostat kanserine bağlı ölümün zamanını tespit etmede rol oynayan önemli risk faktörleri olduğunu ve hastaların yüksek ya da düşük risk gruplarına ayrılabileceğini bulguladı.

Örneğin, PSA değerleri üç aydan kısa bir sürede iki katına çıkan hastalar (23 hasta) ortalama altı yıl yaşadı. PSA'ları üç aydan kısa bir sürede ikiye katlanan, ameliyattan sonra üç yıl ya da daha az bir sürede hastalıkları biyokimyasal olarak tekrarlayan ve Gleason skoru 8-10 arasında olan hastalar (15 hasta) ortalama üç yıl yaşadı. Ancak, PSA'ları 15 ay ya da daha uzun bir sürede ikiye katlanan ve ameliyattan sonra biyokimyasal tekrarlamanın üç yıldan daha uzun sürdüğü hastaların (82 hasta) hayatta kalma oranı %100 oldu.

Araştırma, National Cancer Institute (Ulusal Kanser Enstitüsü), Prostate Cancer Foundation (Prostat Kanseri Vakfı), ABD Savunma Bakanlığı, American Foundation for Urologic Disease (Amerikan Ürolojik Hastalıklar Vakfı) ve American Urological Association (Amerika Üroloji Derneği) tarafından desteklendi.

Brady Urological Institute (Brady Üroloji Enstitüsü) için, tıklayınız.


SAĞLIKLI KALMAK

Diyaliz Tedavisi Seçimi, Son Dönem Böbrek Yetmezliği Olan Hastalarda Ölüm Riski Üzerinde Etkili

Johns Hopkins araştırmacıları, son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) olan hastalarda hemodiyaliz yerine periton diyalizin tercih edilmesinin, ölüm riskini %50 artırdığını bulguladı.

Halihazırda 400.000'den fazla Amerikalı, kanlarındaki atıkları ve fazla suyu dışarı atmak için bu iki diyaliz yönteminden birine ihtiyaç duyuyor; çünkü, iflas eden böbrekleri normal fonksiyonlarının %15'inden azını yerine getirebiliyor. 2030 yılı itibariyle, kısmen, böbrek yetmezliğinin en önemli nedeni olan diyabet oranlarındaki artış nedeniyle, diyalize ihtiyaç duyacak Amerikalıların sayısının 2 milyonu bulması bekleniyor.

Çalışmanın baş yazarı olan halk sağlığı uzmanı Dr. Bernard G. Jaar (M.D., M.P.H.) konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Şu ana dek böbrek hastaları, bazen bir yöntemi bırakıp diğerine geçerek, yaşam tarzlarına en uygun diyaliz yöntemini seçti; ancak, hep bu iki yöntemden birinin insanlara daha uzun yaşama şansı verip vermediğini merak ettik."

Bu sorunun yanıtını bulmak için, "Choices for Healthy Outcomes in Caring for ESRD" (SDBY Bakımında Sağlıklı Sonuçlar İçin Seçenekler) – ya da kısaca "CHOICE" (Seçenek) – adlı çalışma kapsamında Birleşik Devletler genelindeki 81 diyaliz kliniğinde kısa bir süre önce teşhis konmuş 1.041 hasta takip edildi.

Periton diyalizde, vücut boşluğunu saran zar, böbreklerin görevinin yerine getirecek bir filtre gibi kullanılıyor. Karın boşluğuna kalıcı olarak yerleştirilen bir kateter yardımıyla, atık emici sıvı, karın boşluğuna enjekte ediliyor ve 2-6 saat kadar karında tutulduktan sonra boşaltılıyor. İşlemin günde 4-6 kez tekrarlanması gerekiyor.

Hemodiyalizde ise kan, hastanın bir damarı ya da kateter kullanılarak hastanın vücudundan, atıkları süzen diyalizer adındaki makineye pompalanıyor. Temizlenen kan daha sonra tekrar vücuda pompalanıyor. Uygulama yaklaşık 3-4 saat sürüyor ve haftada yaklaşık üç kez tekrarlanması gerekiyor.

İlk sonuçlar, tedavinin ilk yılında periton diyalizi tercih eden hastaların durumlarının hemodiyaliz hastaları kadar iyi olduğunu gösterdi. Ancak, Hopkins ekibi, tedaviye periton diyalizle başlayan hastaların genel sağlık durumlarının daha iyi olduğunu gördü.

Araştırmacılar, farklılıklar göz önüne alındığında, sağlıklı hastaların her iki diyalize de olumlu cevap verdiğini; ancak, hemodiyalizin kalp ve damar hastalıkları gibi başka hastalıkları da olan hastalar için çok daha faydalı olduğunu bulguladı. Bir yıllık diyaliz tedavisinden sonra, tedaviye periton diyalizle başlayan hastaların ölüm riskinin, hemodiyalizle başlayan hastalara göre daha yüksek olduğu görüldü.

Çalışmanın baş araştırmacısı olan ve Johns Hopkins Welch Koruma, Epidemioloji ve Klinik Araştırmalar Merkezi'nde (Welch Center for Prevention, Epidemiology and Clinical Research) profesörlük ve direktörlük görevlerini yürüten, halk sağlığı ve işletme uzmanı Dr. Neil R. Powe (M.D., M.P.H., M.B.A.) konuyla ilgili olarak, "Elde ettiğimiz sonuçlar, periton diyaliz yerine hemodiyalizi seçmenin, özellikle kalp ve damar hastalıkları olan hastalar için çok daha faydalı olduğunu gösteriyor." açıklamasında bulundu.

Bu çalışmanın finansmanı, Agency for Healthcare Research and Quality (Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Kalite Kurumu) ve National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü) ve National Heart, Lung and Blood Institute (ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü) gibi Ulusal Sağlık Enstitülerince karşılandı.


Yetişkinleri Yetişkin Gibi Tedavi Etmek

Michael Boyle'un pek çok hastasına verdiği perhiz, ilk bakışta, tıp uzmanlarınca bilinen tüm sağlıklı perhiz önerilerini çiğniyormuş gibi görünüyor. Ancak, Johns Hopkins pulmonoloğu hastalarına "öğle yemeği için McDonald's'a gidin, eve dönerken de Burger King'e uğrayın" derken şaka yapmıyor.

Boyle, vücudun tuz ve su tutmasını engelleyen bir hastalık olan kistik fibrosis (CF) konusunda uzman. Hastalığın bu özelliği yüzünden, "fast-food" restoranlarında satılanlar gibi yağ ve sodyum oranı yüksek gıdalar tüketmek, CF hastaları için bir zorunluluk.

Hopkins'e pulmonoloji doktorası için gelen Boyle, kliniğin pediatri hastalarının arasına karışmış yetişkinleri görmeye alışmıştı. Tıbbi ilerlemelerin CF hastalarına daha uzun yaşama şansı sunduğunu bilen Boyle, yetişkinlerin kendi tedavi birimlerinin olmamasını anlamsız buldu ve kendi tıp kariyerinin yönünü bu doğrultuda değiştirdi.

Eğitimini kistik fibrosis üzerinde yoğunlaştırdı ve 1999'da Johns Hopkins Yetişkin CF Programı'nı başlattı. Bugün, başında olduğu çok disiplinli grupta iki pulmonolog, iki hemşire, bir diyetisyen, bir fizik tedavi uzmanı ve bir sosyal görevli yer alıyor. Program, klinik bakım uzmanları tarafından Birleşik Devletlerdeki en iyi yetişkin CF merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

"CF'nin imajı, televizyon programlarında gösterilen, oksijen maskeli bir çocuktu" diyor Boyle. (1960'larda bu durumdaki hastalarda yaşam beklentisi, en fazla ergenlik dönemi başlarına kadardı.) Bugün, CF hastaları ortalama 35 yıl yaşıyor ve 2015'de yetişkin hastaların sayısının, pediatrik hastaların sayısını aşması bekleniyor.

Kistik fibrosis hakkında ayrıntılı bilgi için, tıklayınız.


JOHNS HOPKINS MEDICINE INTERNATIONAL'DAN DİĞER HABERLER

Johns Hopkins Medicine International'ın çabası sadece hasta ve müşterilerine daima en iyi hizmeti sunmaya çalışmak değil, aynı zamanda çalışılacak büyük bir şirket olmaktır.

Şirket bir bütün olarak, ofis tasarımlarında ciddi değişikliklere gidiyor ve Baltimore'un aşağı kesimindeki ofislerin özellikle hasta bakımına yoğunlaşması amacıyla, bazı gruplar Mount Washington bölgesindeki kampüse taşınıyor.

Ofislerdeki "değişimin" fotoğraflarını, Hopkins'ten Son Gelişmeler'in gelecek sayısında bulabilirsiniz.


HOPKİNS'TE GELECEK

Tam Kalbine!

Sağlık hizmetleriyle ilgili gerçek, kalp ve damar hastalıkların, bir odanın içinde bulunan ve gittikçe daha da büyüyen bir file benzediğidir. Bir numaralı katil haline gelen olgu, Birleşik Devletlerde sayıları endişe verici oranda artan obezlerden (60 milyon ve artmaya devam ediyor) ve şimdinin yaşlı nüfusunu oluşturan ürkütücü nüfus patlaması kuşağından seçtiği kurbanlarla kendine iyi bir ziyafet çekebilir. Daha iyi koruma ve tedavi yöntemleriyle hastalığın iştahını kesmek, acil bir ihtiyaç olsa da; ilaçlardan çok daha farklı bir yaklaşım gerektirecektir.

Rick Lange bunu herkesten daha iyi biliyor. Hopkins klinik kardiyoloji başhekimi Lange, kardiyoloji başhekimi Eduardo Marbán ve kardiyak cerrahi başhekimi Bill Baumgartner ile birlikte, yeni bir yaklaşımla, Johns Hopkins Kalp Enstitüsü'nü (Johns Hopkins Heart Institute) şekillendiriyor ve yeni bir yoğun bakım binasının kardiyovasküler birimini planlıyor. Oluşturulacak merkez, mevcut kardiyak bakım biriminin iki katı büyüklüğünde olacak ve farklı uzmanlık dallarından hekimleri ve araştırmacıları bu çok yaygın ve ölümcül hastalıkla mücadelede en son teknoloji ürünü olan klinik binasında bir araya getirecek.

2009'da açılması planlanan yeni enstitü binası, kardiyoloji, kardiyak cerrahi, vasküler tıp, radyoloji ve kritik bakımı kapsayan tüm kardiyak bakım uzmanlıklarının ileri teşhis ve tedavi hizmetlerini birleştirecek. Lange'e göre, merkez, kardiyak bakımda yeni bir model olacak. Yeni binanın, ortak bir çabayla, keşifleri "laboratuardan hasta yatağına kadar" daha önce hiç olmadığı düzeyde geliştirmek amacıyla, klinik araştırmacılarını ve pratisyen hekimleri bir araya getireceğini ifade eden Lange, sözlerine şöyle devam etti: "Kalp Enstitüsü'nün kardiyak birimi, ilk kez girişimsel radyologları ve vasküler cerrahları da kapsayan ve tamamen kardiyak bakım uzmanlarından oluşan bir ekiple, tüm kardiyologların omuz omuza çalışmasına imkan sağlayacak ve bu da daha iyi bakım yönetimini beraberinde getirecektir. Bu, bakım şirketlerinin haberdar olması gereken bir başarıdır."

"2009'da tamamlanması planlanan bu entegre kardiyoloji birimi, CT ve MRI tarayıcılarını alacak kadar büyük ve gerektiğinde katerizasyon laboratuarlarına çevrilebilecek kadar esnek ameliyathaneler de dahil olmak üzere birçok yeni hizmet ve imkan sunacak" diyen Lange, şunu da ekledi: "Kardiyoloji katını sadece bugün için değil, 20 30 yıl sonrası için de tasarlıyoruz."

Gelecekteki gelişmelerin habercisi olarak, Hopkins bugün, gelmiş geçmiş en büyük ilerlemesini kaydetmeye hazır. Joshua Hare liderliğindeki Johns Hopkins kardiyologları, yetişkin mezenşim kök hücrelerini kullanarak, kalp krizinin yol açtığı kas hasarını gidermek için ABD'de ilk klinik deneyi başlattı. Hopkins, Ted Abraham öncülüğünde, kalbin daha açık ve net görüntülerini çeken doku Doppler tekniği gibi çığır açan görüntüleme tekniklerini geliştiriyor. Hopkins, ayrıca, kalp kaslarını besleyen arterlere alkol verilerek, ameliyat zorunluluğunu ortadan kaldıran yeni girişimsel kardiyak kateterizasyon işlemlerini de uyguluyor.

Marbán, 20 yıldan uzun bir süre boyunca Texas Southwestern Medical Center'da (Texas Güneybatı Tıp Merkezi) çalışan ve eski bir Hopkins öğrencisi ve asistanı olan Lange'ı, buradaki klinik çabalarına öncülük etmekle görevlendirdi. Texas Southwestern kateterizasyon laboratuarı ve konjenital kalp hastalıkları kliniği yöneticisi olarak Lange'nin deneyimlerini de dikkate alan Marbán, "Kardiyak bakımda yeni yaklaşımlar geliştirdiğimiz düşünüldüğünde, Rick'in bize yol gösterecek kişi olarak seçilmesi oldukça mantıklı bir karardı." açıklamasında bulundu.

Önündeki güçlüklerin farkında olan Lange konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Nüfus patlaması döneminin bebekleri yaşlandıkça ve obeziteden kaynaklanan kardiyak sorunlarla daha çok karşılaştıkça, Kalp Enstitüsü ve yeni kardiyoloji biriminde yaptıklarımız, çok daha anlamlı bir hal alıyor".

Kardiyoloji departmanı web-sitesini ziyaret emek için, tıklayınız.


JOHNS HOPKINS MEDICINE INTERNATIONAL'DAN HABERLER


Mary Ann Wood ohns Hopkins Medicine International'da servis ve hasta bakımında gösterdiği başarı sebebiyle ödüllendirildi. Yıllık Personel Ödül töreninde, Johns Hopkins Medicine Birinci Başkan Yardımcısı ve Johns Hopkins Medicine International CEO'su Steve Thompson ile Johns Hopkins Medicine International Başkan Yardımcısı ve COO'su Harris Benny, Mary Ann'e plaketini verdi ve bir de resim hediye etti.

Mary Ann, gecede şöyle konuştu: "İsteğim, hastalarımızın yaşamlarında bir şeyleri değiştirebilmek. Harris'in konuşmasını dinlerken, aramızda bu isteği paylaşan "birilerinin" daha olduğunu düşünmek beni heyecanlandırdı. Bu ödülü, arkadaşlarımdan birinin alacağını düşünüyordum, adımı duyunca çok şaşırdım".

Harris Benny konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Johns Hopkins Medicine International olarak genellikle, Üç Ayın Çalışanı ya da Yılın Çalışanı Ödülü gibi ödüller veriyoruz. Ancak, bu kuruluşun şefkat, birlik ve tutku gibi değerlerini ve ruhunu hayata geçiren kişileri ödüllendirmemiz gerektiğini düşündük. Mary Ann kesinlikle böyle biri. Uzun yıllardır bizimle olan Mary Ann, hastalarımıza mükemmel bir bakım ve tam bir şefkat göstermiştir."

Bütün Johns Hopkins Medicine çalışanları, Mary Ann'i ödülün alırken ayakta alkışlayarak, onun sadece hastalarına değil mesai arkadaşlarına karşı da ne kadar sevecen olduğun gösterdi.


This is a service for our friends worldwide from Johns Hopkins International. You can use the icon below to forward to a friend.
ccostab1@jhmi.edu •  Johns Hopkins Medicine International