www.jhintl.net
Johns Hopkins International'ın tüm dünyadaki doktorlar için sunduğu bir hizmet.

AĞUSTOS 2005: Diyaliz Tedavisi Seçimi, Ölüm Riski Üzerinde Etkili…Yetişkinleri Yetişkin Gibi Tedavi Etmek... Diyabete Bağlı Sertleşme Sorunun Nedeni… Organ ve Kanser Gelişimiyle İlgili Protein... Tam Kalbine!... Johns Hopkins Medicine International Semineri... CME Kursları.

Bu bülteni bir meslektaşınıza iletmek için, e-postanın sonundaki linki kullanınız. Abone olmak için buraya tıklayınız.
_______________________________________________________________________________

KLİNİK HABERLERİ

Diyaliz Tedavisi Seçimi, Son Dönem Böbrek Yetmezliği Olan Hastalarda Ölüm Riski Üzerinde Etkili

Johns Hopkins araştırmacıları, son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) olan hastalarda hemodiyaliz yerine periton diyalizin tercih edilmesinin, ölüm riskini %50 artırdığını bulguladı.

Annals of Internal Medicine (Dahiliye Yıllıkları) dergisinin 1 Ağustos tarihli çevrimiçi sayısında yayınlanan Johns Hopkins araştırma bulguları, hangi diyaliz türünün daha iyi olduğu hakkındaki tartışmaya yönelik ilk kapsamlı, geniş çaplı ve izlemli karşılaştırmalı çalışmalardan biri.

Araştırmanın baş yazarı ve Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi, Welch Koruma, Epidemioloji ve Klinik Araştırmalar Merkezi'nde (Welch Center for Prevention, Epidemiology and Clinical Research) yardımcı doçent olan, halk sağlığı uzmanı Dr. Bernard G. Jaar (M.D., M.P.H.) konuyla ilgili olarak, "Hastanın böbrekleri iflas ettiğinde yaşam boyu diyaliz genellikle tek çözüm; çünkü, nakil için yeterli sayıda uygun böbrek yok." açıklamasında bulundu.

Jaar sözlerine şöyle devam etti: "Şu ana dek böbrek hastaları, bazen bir yöntemi bırakıp diğerine geçerek, yaşam tarzlarına en uygun diyaliz yöntemlerini seçti; ancak, hep bu iki yöntemden birinin insanlara daha uzun yaşama şansı verip vermediğini merak ettik."

Bu sorunun yanıtını bulmak için, "Choices for Healthy Outcomes in Caring for ESRD" (SDBY Bakımında Sağlıklı Sonuçlar İçin Seçenekler) – ya da kısaca CHOICE (Seçenek) – adlı çalışma kapsamında Birleşik Devletler genelindeki 81 diyaliz kliniğinde kısa bir süre önce teşhis konmuş 1.041 hastanın sağlığı, hasta kartları ve tıbbi kayıtların incelenmesi yoluyla, diyaliz tedavisi gördükleri sekiz yıl boyunca takip edildi.

İlk sonuçlar, tedavinin ilk yılında periton diyalizi tercih eden hastaların durumlarının, hemodiyaliz hastaları kadar iyi olduğunu gösterdi. Ancak, Hopkins ekibi tedaviye periton diyalizle başlayan hastaların genel sağlık durumlarının daha iyi olduğunu gördü.

Araştırmacılar, farklılıklar göz önüne alındığında, sağlıklı hastaların her iki diyalize de olumlu cevap verdiğini; ancak, hemodiyalizin kalp ve damar hastalıkları gibi başka hastalıkları da olan hastalar için çok daha faydalı olduğunu bulguladı.

Bir yıllık diyaliz tedavisinden sonra, tedaviye periton diyalizle başlayan hastaların ölüm riskinin, hemodiyalizle başlayan hastalara göre çok daha yüksek olduğu görüldü.

Çalışmanın baş araştırmacısı olan ve Johns Hopkins Welch Koruma, Epidemioloji ve Klinik Araştırmalar Merkezinde profesörlük ve direktörlük görevlerini yürüten, halk sağlığı ve işletme uzmanı Neil R. Powe (M.D., M.P.H., M.B.A.) konuyla ilgili olarak, "Elde ettiğimiz sonuçlar, periton diyaliz yerine hemodiyalizi seçmenin, özellikle kalp ve damar hastalıkları olan hastalar için çok daha faydalı olduğunu gösteriyor. İlk olarak periton diyalizi seçen hastaların, bu yöntem artık eskisi kadar iyi sonuç vermediğinde, hemodiyalize zamanında geçiş yapabilmeleri için dikkatle izlenmeleri gerekiyor." açıklamasında bulundu.

Bu çalışmanın finansmanı, Agency for Healthcare Research and Quality (Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Kalite Kurumu) ve National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü) ve National Heart, Lung and Blood Institute (ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü) gibi Ulusal Sağlık Enstitülerince karşılandı.


Yetişkinleri Yetişkin Gibi Tedavi Etmek

Michael Boyle'un pek çok hastasına verdiği perhiz, ilk bakışta, tıp uzmanlarınca bilinen tüm sağlıklı perhiz önerilerini çiğniyormuş gibi görünüyor. Ancak, Johns Hopkins pulmonoloğu hastalarına "öğle yemeği için McDonald's'a gidin, eve dönerken de Burger King'e uğrayın" derken şaka yapmıyor.

Boyle, vücudun tuz ve su tutmasını engelleyen bir hastalık olan kistik fibrosis (CF) konusunda uzman. Hastalığın bu özelliği yüzünden, "fast-food" restoranlarında satılanlar gibi yağ ve sodyum oranı yüksek gıdalar tüketmek CF hastaları için bir zorunluluk.

Hopkins'e pulmonoloji doktorası için gelen Boyle, kliniğin pediatri hastalarının arasına karışmış yetişkinleri görmeye alışmıştı. Tıbbi ilerlemelerin CF hastalarına daha uzun yaşama şansı sunduğunu bilen Boyle, yetişkinlerin kendi tedavi birimlerinin olmamasını anlamsız buldu ve kendi tıp kariyerinin yönünü bu doğrultuda değiştirdi.

Eğitimini kistik fibrosis üzerinde yoğunlaştırdı ve 1999'da Johns Hopkins Yetişkin CF Programı'nı başlattı. Bugün, başında olduğu çok disiplinli grupta iki pulmonolog, iki hemşire, bir diyetisyen, bir fizik tedavi uzmanı ve bir sosyal görevli yer alıyor. Program, klinik bakım uzmanları tarafından Birleşik Devletlerdeki en iyi yetişkin CF merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

"CF'nin imajı, televizyon programlarında gösterilen, oksijen maskeli bir çocuktu" diyor Boyle. (1960'larda bu durumdaki hastalarda yaşam beklentisi en fazla ergenlik dönemi başlarına kadardı). Bugün, CF hastaları ortalama 35 yıl yaşıyor ve 2015'de yetişkin hastaların sayısının, pediatrik hastaların sayısını aşması bekleniyor.

Kistik fibrosis hakkında ayrıntılı bilgi için, tıklayınız .


JOHNS HOPKINS MEDICINE INTERNATIONAL SEMPOZYUMU

26-28 Ekim 2005
Yenilik ve Yetkinlik: Küresel Bir Forum
Johns Hopkins Medicine Kampüsü
Baltimore, MD


ARAŞTIRMA HABERLERİ

Johns Hopkins Araştırmacıları, Diyabete Bağlı Sertleşme Sorununun Nedenini Açıklığa Kavuşturdu

Johns Hopkins bünyesindeki Brady Üroloji Enstitüsü'nün (Brady Urological Institute) yaptığı yeni bir çalışma, bir tür basit kan şekerinin vücutta aşırı miktarda bulunmasının, diyabetik erkek hastalarda sertleşme sorununun önemli bir nedeni olabileceğini iddia ediyor.

Araştırmacılar, diyabetik hastalarda yüksek düzeylerde bulunan bir tür basit şekerin ereksiyon olmak ve bu durumu korumak için gereken olaylar zincirini sekteye uğrattığını ve zamanla kalıcı penis bozukluklarına yol açabildiğini bulguladı. Bu ereksiyon mekanizmasına yönelik yeni sertleşme sorunu tedavi yöntemleri için çıkarımlar sunan sonuçlar, "Proceedings of the National Academy of Sciences"ın (Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları) 16 Ağustos tarihli sayısında açıklandı.

Önceki araştırmalar, diyabetik erektil disfonksiyonun, kısmen, ereksiyona neden olan vasküler olaylar zincirini başlatan enzimin engellenmesinden kaynaklandığını göstermişti. Johns Hopkins ekibi bu zinciri durduran faktörün, hiperglisemi (yüksek kan şekeri) durumlarında görülen bir kan şekeri olan O-GlcNAc olduğundan şüphelendi.

Çalışmanın baş araştırmacısı ve Brady Üroloji Enstitüsü'nde araştırma uzmanı olan Dr. Biljana Musicki (Ph.D.) konuyla ilgili olarak, "Diyabette görülen yüksek glikoz düzeyinin, ereksiyon olmak ve bu durumu korumaktan sorumlu enzim olan endoteliyal nitrit oksit sentezi (eNOS) enziminde değişikliklere yol açıp açmadığını öğrenmek istedik." açıklamasında bulundu.

Sertleşme sorunu, diyabetik erkeklerin yarısından fazlasında ortak bir sorun. Musicki'ye göre, "Diyabetik erkek hastaların %50 ila %75'inin belirli derecelerde sertleşme sorunu olduğu tahmin ediliyor; bu oran, diyabetik olmayan erkeklere göre neredeyse üç kat daha fazla." Hastalık, diyabetik olmayanlarda görülen sertleşme sorunundan farklı ve Viagra gibi geleneksel ilaçlarla etkin bir şekilde tedavi edilememekte.

Çalışmada, tip 1 diyabeti olan farelerin genel ereksiyon mekanizmaları incelendi. Musicki açıklamasında şunları söyledi: "Penisteki sinir uçlarında kısa süreli nitrik oksit (NO) salgılanmasına neden olan nöronal nitrik oksit sentezi (nNOS) enzimi, bir cinsel uyarı ile aktive edildiğinde ereksiyon gerçekleşir."

Bu ilk NO salgılanması, penisteki kan akışında hızlı ve kısa süreli artışlara ve penis düz kaslarının kısa süreli gevşemesine neden olarak ereksiyonu başlatır. Penis kan damarlarında buna bağlı olarak meydana gelen genişleme ve düz kaslardaki gevşeme, penise daha fazla kan akışı sağlar. Artan kan akışı (çapraz basınç), penis kan damarlarındaki eNOS'u aktive ederek NO salgılanmasının devam etmesini, gevşemenin sürdürülmesini ve tam ereksiyonu sağlar.

O-GlcNAc, eNOS aktivasyonunu önleyerek ve dolayısıyla, NO salgılanmasını azaltıp penis düz kaslarının gevşemesini engelleyerek, normal zincirin işleyişini sekteye uğratır. Söz konusu gevşeme olmadan, daha fazla NO üretimini sağlayacak çapraz basınç oluşmaz ve bu nedenle de uzun süreli normal ereksiyon sağlanamaz.

Ekip, kontrollerle yapılan karşılaştırmada, diyabetik farelerin erektal tepkilerinin %30 daha az, tam ereksiyonlarının %40 daha zayıf olduğunu ve ereksiyon olmak için %70 daha fazla zaman gerektiğini bulguladı.

Çalışma, diyabetik hastalarda görülen kan damarı fonksiyonundaki azalmanın altını çiziyor. Musicki, şunlara dikkat çekiyor: "Burada açıkladığımız mekanizma, vasküler fonksiyonun erektal tepkideki kritik önemini vurguluyor. Özellikle penis ereksiyonunda görev alan bu mekanizma hedef alınarak, sertleşme sorunu için yeni tedavi yöntemleri geliştirilebilir."

Ayrıca, sadece sertleşme sorununa bağlı cinsel konulara değinmekle kalmayan araştırma, genel penis sağlığı ile ilgili çıkarımlara da işaret ediyor. Üroloji profesörü ve araştırma ekibinin başkanı Dr. Arthur Burnett'a (M.D.) göre, "eNOS hem anında verilen erektil tepkide hem de penis dokusunun genel sağlık ve işlevinde rol oynuyor."

Laboratuarında 1990'lardan bu yana penis ereksiyonu üzerine çalışmalar yapan Burnett sözlerine şöyle devam ediyor: "Burada olanlar çok önemli; çünkü, diyabetin temel biyolojik ve vasküler mekanizmalarına işaret ediyor." Bu makale bizi tekrar, hipergliseminin fizyolojik ilişkisine ve ereksiyonu nasıl etkilediğine götürüyor.

"Diyabete bağlı sertleşme sorununda fosforil endotelial nitrik oksit sentezinin (Ser-1177) O-GlcNA tarafından inaktivasyonu" adlı makale, "Proceedings of the National Academy of Sciences"ın (Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları) 16 Ağustos tarihli sayısında yer aldı ve 5 Ağustos tarihinde çevrimiçi olarak yayınlandı. Yine Brady Üroloji Enstitüsü'nden Melissa F. Kramer ve Robyn E. Becker de bu çalışmaya katkıda bulundu.

Araştırmanın finansmanı, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü) ve National Kidney Foundation of Maryland Professional Development Award (Maryland Ulusal Böbrek Vakfı Profesyonel Gelişim Ödülü) tarafından karşılandı.

Dr. Arthur Burnett ile yapılan röportaj için, tıklayınız.


Organ ve Kanser Gelişimiyle İlgili Protein

Johns Hopkins bilim adamları, meyve sineklerinde bulunan ve insanlardaki eşdeğeri kansere neden olabilecek bir proteini tanımladı. Araştırmacılar Cell'in (Hücre) 12 Ağustos tarihli sayısında, Yorkie adlı bir proteinin meyve sineklerinde organ büyüklüğünü doğrudan kontrol ettiğini ve aşırı miktarlarda bulunması durumunda, kanser belirtisi olan aşırı hücre büyümesi ve azalan hücre ölümüne yol açtığını ifade etti.

Araştırmacılar, Yorkie'nin memelilerdeki karşılığı olan YAP'ın da aynı işlevi yerine getirdiğini düşündüklerini bildirdi; bu durum, insanlarda YAP'ı üreten gendeki bir bozukluğun kansere neden olabileceği iddiasını doğuruyor.

Johns Hopkins Temel Biyomedikal Bilimler Enstitüsü'ne gelmeden önce, çalışmanın büyük bir bölümünü Dallas'taki Texas Üniversitesi Güneybatı Tıp Merkezi'nde (University of Texas Southwestern Medical Center) gerçekleştiren Dr. Duojia Pan (Ph.D.) konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Bilim dünyası son birkaç on yılda, ürettikleri proteinler hızlandırıcı görevi gören ve anormal hücre büyümelerini tetikleyen birkaç onkogen tanımladı. YAP da bunlardan biri gibi görünüyor; laboratuarımızda insan tümörlerindeki YAP oranının aşırı miktarlarda olup olmadığını incelemeye başlamış bulunmaktayız."

Araştırmacılar Yorkie'nin, meyve sineğinin tüm organlarının büyüklüğünü de doğrudan düzenlediğini kaydetti. Pan, sözlerine şöyle devam etti: "Yorkie'yi normal düzeyin üstüne çıkardığımızda, meyve sineğinin organlarının daha fazla büyüdüğünü görmek şaşırtıcıydı. Aynı şekilde, Yorkie'yi normal düzeyin altına indirdiğimizde, meyve sineğinin organları normal boyutlarından daha küçük kaldı."

Yeni bulgular, Pan'ın, hippo adı verilen gene sahip olmayan meyve sineklerinde tümör oluştuğunu gösteren önceki çalışmalarını temel alıyor. Pan'ın önceki çalışması, hippo ve diğer benzer iki gen tarafından üretilen proteinleri kapsayan bir tümör süpresör reaksiyon dizisini ortaya çıkarmıştı. Bu üç öge birlikte, kimyasal yolla diğer proteinlere fosfat ekleme işlemi olan fosforilasyon zincir reaksiyonunda rol oynuyor.

Pan, bu sonuçlardan yola çıkarak, fosforilasyon zincirinin bir hedefi olan tümör süpresör dizisinde bir başka proteinin de yer alması gerektiğini düşündüklerini belirtti.

Araştırmacılara göre, bu "gizemli protein" Yorkie olabilir. Pan ve arkadaşları, deneylerinde Yorkie proteinine bir fosfat grubu eklendiğinde hippo fosforilasyon zincirinin Yorkie'yi durdurduğunu bulguladı.

Bilim adamları, Yorkie'yi kontrol altında tutan hippo ve diğer proteinleri düşük düzeylerde tuttuklarında, Yorkie'nin kanserin belirtileri olan daha fazla hücre büyümesi ve daha az hücre ölümünü tetikleyerek dokuların aşırı büyümesine yol açtığını tespit ettiler.

Meyve sinekleriyle yapılan ve Yorkie'nin yerini YAP'ın aldığı sonraki deneyler, her iki proteinin de benzer rollere sahip olduğunu gösterdi ve bu durum, YAP'ın memelilerde tümörle ilişkili bir reaksiyon dizisi üzerinde etkili olabileceği iddiasını doğurdu.

Pan şimdi, organlar yeterince geliştiğinde hippo gibi genlere çalışmaları ya da durmaları gerektiğini bildiren sinyali tanımlamaya çalışıyor. Kanser tedavisinde bu sinyalden faydalanılabilir.

Çalışmanın finansmanı National Institutes of Health (Ulusal Sağlık Enstitüleri) tarafından karşılandı.


HOPKINS'TE GELECEK

Tam Kalbine!

Sağlık hizmetleriyle ilgili gerçek, kalp ve damar hastalıklarının, bir odanın içinde bulunan ve gittikçe daha da büyüyen bir file benzediğidir. Bir numaralı katil haline gelen olgu, Birleşik Devletlerde sayıları endişe verici oranda artan obezlerden (60 milyon ve artmaya devam ediyor) ve şimdinin yaşlı nüfusunu oluşturan, ürkütücü nüfus patlaması kuşağından seçtiği kurbanlarla kendine iyi bir ziyafet çekebilir. Daha iyi koruma ve tedavi yöntemleriyle hastalığın iştahını kesmek, acil bir ihtiyaç olsa da; ilaçlardan çok daha farklı bir yaklaşım gerektirecektir.

Rick Lange bunu herkesten daha iyi biliyor. Hopkins klinik kardiyoloji başhekimi Lange, kardiyoloji başhekimi Eduardo Marbán ve kardiyak cerrahi başhekimi Bill Baumgartner ile birlikte, yeni bir yaklaşımla, yeni Johns Hopkins Kalp Enstitüsü'nü (Johns Hopkins Heart Institute) şekillendiriyor ve yeni bir yoğun bakım binasının kardiyovasküler birimini planlıyor. Oluşturulacak merkez, mevcut kardiyak bakım biriminin iki katı büyüklüğünde olacak ve farklı uzmanlık dallarından hekimleri ve araştırmacıları bu çok yaygın ve ölümcül hastalıkla mücadelede en son teknoloji ürünü olan klinik binasında bir araya getirecek.

2009'da açılması planlanan yeni enstitü binası kardiyoloji, kardiyak cerrahi, vasküler tıp, radyoloji ve kritik bakımı kapsayan tüm kardiyak bakım uzmanlıklarının ileri teşhis ve tedavi hizmetlerini birleştirecek. Lange' göre, merkez kardiyak bakımda yeni bir model olacak. Yeni binanın, ortak bir çabayla, keşifleri "laboratuardan hasta yatağına kadar" daha önce hiç olmadığı düzeyde geliştirmek amacıyla, klinik araştırmacıları ve pratisyen hekimleri bir araya getireceğini ifade eden Lange sözlerine şöyle devam etti: "Kalp Enstitüsü'nün kardiyak birimi, ilk kez girişimsel radyologları ve vasküler cerrahları da kapsayan ve tamamen kardiyak bakım uzmanlarından oluşan bir ekiple, tüm kardiyologların omuz omuza çalışmasına imkan sağlayacak ve bu da daha iyi bakım yönetimini getirecektir. Bu, bakım şirketlerinin haberdar olması gereken bir başarıdır."

"2009'da tamamlanması planlanan bu entegre kardiyoloji birimi, CT ve MRI tarayıcılarını alacak kadar büyük ve gerektiğinde katerizasyon laboratuarlarına çevrilebilecek kadar esnek ameliyathaneler de dahil olmak üzere birçok yeni hizmet ve imkan sunacak" diyen Lange şunu da ekledi: "Kardiyoloji katını sadece bugün için değil, 20 30 yıl sonrası için de tasarlıyoruz."

Gelecekteki gelişmelerin habercisi olarak, Hopkins bugün, gelmiş geçmiş en büyük ilerlemesini kaydetmeye hazır. Joshua Hare liderliğindeki Johns Hopkins kardiyologları, yetişkin mezenşim kök hücrelerini kullanarak, kalp krizinin yol açtığı kas hasarını gidermek için ABD'de ilk klinik deneyi başlattı. Hopkins, Ted Abraham öncülüğünde, kalbin daha açık ve net görüntülerini çeken doku Doppler tekniği gibi çığır açan görüntüleme tekniklerini geliştiriyor. Hopkins, ayrıca, kalp kaslarını besleyen arterlere alkol verilerek, ameliyat zorunluluğunu ortadan kaldıran yeni girişimsel kardiyak kateterizasyon işlemlerini de uyguluyor.

Marbán, 20 yıldan uzun bir süre boyunca Texas Southwestern Medical Center'da (Texas Güneybatı Tıp Merkezi) çalışan ve eski bir Hopkins öğrencisi ve asistanı olan Lange'ı, buradaki klinik çabalara öncülük etmekle görevlendirdi. Texas Southwestern kateterizasyon laboratuarı ve konjenital kalp hastalıkları kliniği yöneticisi olarak Lange'nin deneyimlerini de dikkate alan Marbán, "Kardiyak bakımda yeni yaklaşımlar geliştirdiğimiz düşünüldüğünde, Rick'in bize yol gösterecek kişi olarak seçilmesi oldukça mantıklı bir karardı" açıklamasında bulundu.

Önündeki güçlüklerin farklında olan Lange, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Nüfus patlaması döneminin bebekleri yaşlandıkça ve obeziteden kaynaklanan kardiyak sorunlarla daha çok karşılaştıkça, Kalp Enstitüsü ve yeni kardiyoloji biriminde yaptıklarımız çok daha anlamlı bir hal alıyor".

Kardiyoloji departmanı web-sitesini ziyaret emek için, tıklayınız.


JOHNS HOPKINS MEDICINE INTERNATIONAL'DAN HABERLER


Mary Ann Wood Johns Hopkins Medicine International'da servis ve hasta bakımında gösterdiği başarı sebebiyle ödüllendirildi. Yıllık Personel Ödül Töreni'nde, Johns Hopkins Medicine Birinci Başkan Yardımcısı ve Johns Hopkins Medicine International CEO'su Steve Thompson ile Johns Hopkins Medicine International Başkan Yardımcısı ve COO'su Harris Benny, Mary Ann'e plaketini verdi ve bir de resim hediye etti.

Mary Ann, törende şöyle konuştu: "İsteğim, hastalarımızın yaşamlarında bir şeyleri değiştirebilmek. Harris'in konuşmasını dinlerken aramızda bu isteği paylaşan "birilerinin" daha olduğunu düşünmek beni heyecanlandırdı. Bu ödülü, arkadaşlarımdan birinin alacağını düşünüyordum, adımı duyunca çok şaşırdım".

Harris Benny konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Johns Hopkins Medicine International olarak genellikle, Üç Ayın Çalışanı ya da Yılın Çalışanı Ödülü gibi ödüller veriyoruz. Ancak, bu kuruluşun şefkat, birlik ve tutku gibi değerlerini ve ruhunu hayata geçiren kişileri ödüllendirmemiz gerektiğini düşündük. Mary Ann kesinlikle böyle biri. Uzun yıllardır bizimle birlikte olan Mary Ann, hastalarına mükemmel bir bakım ve tam bir şefkat göstermiştir."

Bütün Johns Hopkins Medicine çalışanları, Mary Ann'i ödülün alırken ayakta alkışlayarak ,onun sadece hastalarına değil mesai arkadaşlarına karşı da ne kadar sevecen olduğunu gösterdi.


CME KURSLARI

8-9 Eylül 2005
Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Çalışanları için Bulaşıcı Hastalık Güncellemesi
Johns Hopkins University School of Medicine, Turner Bldg.
Baltimore, MD

12-16 Eylül 2005
Altıncı Johns Hopkins Yıllık Nöroradyoloji İncelemesi
Johns Hopkins University School of Medicine, Turner Bldg.
Baltimore, MD

17 Eylül 2005
Kadınlarda Cinsel Fonksiyon Bozuklukları: Teşhis ve Tedavide Çağdaş Yenilikler
Johns Hopkins University School of Medicine, Turner Bldg.
Baltimore, MD

22 Eylül 2005
Renal Hücre Karsinoması Güncellemesi
Harbor Court Hotel
Baltimore, MD

24 Eylül 2005
Çok Disiplinli Yumurtalık Kanseri Yönetiminde Mevcut Kavramlar
Johns Hopkins University School of Medicine, Turner Bldg.
Baltimore, MD

28-30 Eylül 2005
Gastroenteroloji ve Karaciğer Hastalıkları Konuları
Johns Hopkins University School of Medicine, Turner Bldg.
Baltimore, MD


Johns Hopkins Medicine'e gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederiz. Bu aylık raporları alabilmek için, ccostab1@jhmi.edu adresini Güvenilir ya da Arkadaşlar E-posta Listenize eklemeyi unutmayınız.
ccostab1@jhmi.edu •  Johns Hopkins International