|
KLİNİK HABERLERİ |
|
Üç Yönlü "Domino" Böbrek Nakliyle Bir İlk Gerçekleşti
Johns Hopkins'deki cerrahlar özverili ve gönüllü, yaşayan bir donörle dünyanın ilk üç yönlü "domino" böbrek naklini gerçekleştirdiler. Ameliyatlar öncesinde transplantasyon uzmanları, böbrek donörleri için en uygun
"alıcıları" belirlemek üzere sıra bekleyen alıcıları incelediler ve böbreğini ihtiyacı olan herhangi birine vermek isteyen özverili bir donörle bir domino etkisi yaratılabileceğini
gördüler.
Vakanın başcerrahı ve Johns Hopkins Genel Nakil Merkezi Direktörü Dr. Robert A. Montgomery (M.D., Ph.D.), konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "Böbrek nakli gereken hastalar için yeterli böbrek
bağışında bulunulmaması, ulusal bir halk sağlığı sorunu. Bu vakada özverili bir donörün bağışı, üç naklin gerçekleştirilmesini sağladı. Nakledilen her üç
böbrek de sorunsuz çalışıyor ve toplam altı donör ve alıcı hızlı iyileşiyor."
Hopkins ekibi, 2001'de başlattığı ikili böbrek değişim programıyla ulaşılan başarıdan yola çıkarak, ilk "üçlü böbrek takası"nı 28 Temmuz 2003'te gerçekleştirdi.
İkili böbrek değişiminde, böbrekleri uymayan donörler bir böbreklerini bir yabancıya vererek sevdiklerine böbrek bulunmasını sağlıyorlar.
United Network of Organ Sharing'in (UNOS- Birleşik Organ Paylaşımı Ağı) böbrek bekleyenler listesinde kayıtlı 60.000'den fazla insan var ve istekli donörleri bulunan hastaların
yaklaşık üçte birinde kan grubu ve benzeri uyuşmazlıklar nedeniyle böbrek nakli gerçekleştirilemiyor.
AIDS Uzmanları, HIV/AIDS'in "Kadınsallaşması" ile Mücadele için Strateji Gerektiğini Belirtiyor
Hopkins bulaşıcı hastalıklar profesörü ve National Institute of Allergy and Infectious Disease'de (Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü) kıdemli araştırmacı olan Dr.
Thomas C. Quinn'in (M.D.) Science (Bilim) dergisinin 10 Haziran tarihli çevrimiçi sayısında belirttiğine göre, kadınlar son 20 yıl içinde HIV'den en az etkilenen grup olmaktan çıkıp,
hastalığın en hızlı yayıldığı grup haline geldi.
Quinn, sözlerine şöyle devam ediyor: "Halihazırda tüm dünyada HIV virüsü taşıyan 40 milyon insanın neredeyse yarısını kadınlar oluşturmakta ve bazı gelişmekte olan ülkelerde,
HIV/AIDS'le yaşayanların büyük çoğunluğu kadın. Hastalığa yakalananların sayısındaki artış ve dengesizlik nedeniyle ve çok sayıda genç annenin hayatını kaybederek
arkasında öksüz ve belki de hastalığa yakalanmış çocuklar bırakmasının sonuçları dikkate alındığında, kadınlar için ayrı bir strateji gereklidir."
Aşağı Sahra Afrikasında HIV taşıyan nüfusun %60'ı kadın; Güney Afrika, Zambiya ve Zimbabwe'de 15 ila 24 yaşları arasındaki genç kadınların hastalığa yakalanma
olasılığı, erkeklere göre üç ila altı kat daha fazla.
Genç kadınlar arasında HIV'e karşı görülen aşırı biyolojik hassasiyetin mukoza tabakasından virüsün kolaylıkla geçebildiği, gelişimini tamamlamamış genital organa, doğum
kontrol haplarının kullanımı gibi hormonal faktörlere ve kadın genital bölgesinde enflamasyona yol açarak, virüsün enfekte edebileceği hedef hücre sayısını artıran cinsel yolla bulaşan
hastalıkların görülme oranındaki artışa bağlı olduğu düşünülüyor.
Ayrıca, daha fazla kadının güvenli cinsel ilişki ve prezervatif kullanımı, hakkında eğitilmesi, güvenli cinsel ilişkinin tartışıldığı dersler, test ve tedavi
gerektiren durumlar hakkında bilinçlendirme kampanyaları gibi cinsiyete dayalı rollerin yeniden şekillendirilmesine yönelik kültürel programlar da gerekmektedir.
Quinn'e göre "Konu HIV hastalığına gelince, kadınlar eşit değil. Bu hastalığı en iyi önlenme ve tedavi yöntemine ilişkin olarak tıbbi ilerleme sürdürülecekse, başarının
yolu, kadınları güçlü kılacak özel stratejiler geliştirmekten geçer."
|
|
|
ARAŞTIRMA HABERLERİ |
|
Prostat Kanserinin Erken Teşhisi İçin Yeni Test Umut Vaat Ediyor
Araştırmacılar, prostat kanseriyle ilgili yeni bir kan proteini üzerine yapılan ilk klinik çalışmada, EPCA veya erken prostat kanseri antijeni adı verilen belirleyicinin, prostat kanserini ilk
aşamalarında başarıyla tespit edebildiğini bulguladılar.
Çalışmanın sonuçları, Kanser Araştırmaları dergisinin 15 Mayıs 2005 tarihli sayısında yer aldı. Makalenin baş yazarı, Johns Hopkins'in James Buchanan Brady Üroloji
Enstitüsü'ne araştırma direktörü ve üroloji profesörü olan Dr. Robert H. Getzenberg'dir (Ph.D.)
PSA testi ve dijital rektal muayeneden oluşan geleneksel iki basamaklı yaklaşım, prostat tümörlerinin erken tespitinde doktorlara yardım ediyor; ancak, pek çok hastalık tarama yönteminde olduğu gibi, PSA
testi bazı kanser vakalarını gözden kaçırıyor, bazı vakalarda ise yanlışlıkla kanserli olmayan durumları gösteriyor.
Getzenberg (Ph.D.), "Bu yeni kan testi, gereksiz biyopsi sayısını azaltırken, tespit edilememiş prostat tümörü sayısının azalmasını da sağlayabilir," açıklamasında bulundu.
Getzenberg'e göre yeni test uygulandığı süre içinde %94'lük bir doğruluk payı gösterdi. PSA testlerine bakıldığında ise, PSA değerleri yüksek çıktığı için biyopsi
yapılan hastaların ancak dörtte birinde prostat kanserine rastlanırken, PSA değerleri düşük çıkan hastaların yaklaşık %15'inin biyopsisinde prostat kanserine rastlandığı
görülmekte. Sırada, EPCA testinin prostat kanserinin teşhisinde kullanılabilirliğini doğrulamak için daha geniş örnek hasta gruplarında büyük çaplı klinik deneyler var.
Prostat kanseri, Amerikalı erkeklerde en sık görülen kanser türü. American Cancer Society'nin (Amerikan Kanser Derneği) tahminlerine göre 2005'te Birleşik Devletlerde yaklaşık 232.090 yeni prostat kanseri
vakası görülecek ve 30.350 erkek bu hastalık nedeniyle hayatını kaybedecek.
Hücrelerin Minik RNA'ları Göz Ardı Edildiklerinde Kanser Gelişiminde İdareyi Ele Alıyorlar
Ribonükleik asid, diğer adıyla RNA, uzun süredir, DNA'nın verdiği planla hücrelerin işçileri olan proteinleri oluşturmaktan ibaret bir dönüştürme birimi gibi görülmekteydi. Ancak, yeni bulgulara göre,
protein yapımında kullanılmayan küçük RNA parçacıkları aslında kanserin normal biyolojisi ve gelişiminde kilit rol oynuyor.
McKusick-Nathans Genetik Tıp Enstitüsünde yardımcı doçent olan Dr. Joshua Mendell (M.D., Ph.D.) konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Son birkaç yıldır bilim adamları mikro-RNA'ların
üretiminin sadece belirli zamanlar ve belirli dokularda geçekleştiğini biliyordu; ancak, zamanlamanın kimin elinde olduğunu kimse belirleyememişti. Biz, söz konusu ilk aktörü belirledik: Pek çok
araştırmaya konu olan, Myc adlı protein."
Johns Hopkins araştırmacılarının çalışması, Nature dergisinin 9 Haziran tarihli sayısında mikro-RNA'ları konu alan üç makaleden biri.
Myc proteininin (okunuşu "mik"), insan genomundaki genlerin yaklaşık %10'u ila %15'ini düzenlediği ve pek çok insan kanser hücresinde hatalı ve fazla aktif olduğu bilinmekteydi. Test edilen insan hücrelerinde
Myc'in insan lenfomunun gelişimiyle bağlantılı 13. kromozomda altı mikro-RNA'lık bir kümeye ilişkin geni doğrudan kontrol ettiği görüldü.
Hopkins makalesine ek olarak, kanserde özellikle mikro-RNA'ları bir insanlarda, diğeri ise farelerde inceleyen iki rapor daha bulunmaktadır. Raporların birindeki bulgulara göre, insan kanserlerine ilişkin
mikro-RNA "parmak izleri", tümör dokusunun kökenini diğer testlere göre çok daha iyi şekilde tespit ediyor. Diğer çalışma ise 13. kromozom mikro-RNA'larının fazla üretilmesinin farelerde kanser riskini
büyük ölçüde artırdığını gösteriyor.
Myc uzmanı ve aynı zamanda Johns Hopkins Onkoloji Araştırmaları Aile Profesörü ve McKusick-Nathans Enstitüsü ve Johns Hopkins Kimmel Kanser Merkezi tıp profesörü Dr. Chi V. Dang (M.D., Ph.D.) şu
açıklamada bulundu: "Bu veya diğer mikro-RNA'lardan çok fazla veya çok az olmasının iyi mi kötü mü olduğu kanseri artıracağı mı yoksa kanseri önlemeye yardım mı edeceği
hücredeki hedeflerine bağlı. Şu an, bu Myc kontrollü mikro-RNA'ların işlevlerini, düzenledikleri diğer genleri ve Myc aracılığıyla kanser başlangıcında başka nasıl
yer alabileceklerini inceliyoruz."
|
|
|
ETKİNLİKLER |
|
22 Temmuz 2005
Hopkins Sağlık Hizmetlerinde Ekip Çalışması ve İletişim Eğitimi
Kaliteli Hasta Bakımında Yenilik Merkezi
Johns Hopkins Medicine, Baltimore MD
CME KURSLARI
17-22 Temmuz 2005
8nci Johns Hopkins Yıllık Dahiliye Kurulu Gözden Geçirme Kursu 2005
Sheraton Baltimore North Hotel, Baltimore, MD
23-27 Temmuz 2005
7nci Pulmonar Tıp ve Kritik Bakım Yıllık Güncellemesi
Eldorado Hotel, Santa Fe, NM
28 Temmuz 2005
Araştırma Etiği Kursu (C.O.R.E.)
31 Temmuz 7 Ağustos 2005
Denizde MDCT: Multidetektör CT Taramasında İleri Başlıklar: Alaska'ya Bir Gezi
Vancouver'dan hareket, BC, Kanada
BİZDEN HABERLER
Ünlü İrlandalı Tenor, Doktor ve Engelli Atlete Johns Hopkins Rektörlük Madalyası
Engelli şampiyon atlet, doktor ve ünlü tenor Dr. Ronan Tynan (M.D.), başarılı kariyeri dolayısıyla Johns Hopkins Üniversitesi Rektörlük Madalyasına layık görüldü. Tynan, madalyasını 8
Haziran'da Johns Hopkins Üniversitesi Rektörü Dr. William R. Brody'nin (M.D., Ph.D.) elinden alacak.
Tıp fakültesi dekanı ve Johns Hopkins Medicine CEO'su Dr. Edward D. Miller (M.D.), "Dr. Tynan'ın yaşamı, engellere karşı durmanın bir örneğidir; kendisinin tıpta, sporda ve müzikte
kazandığı zaferlerden öğrenecek çok şeyimiz var." açıklamasında bulundu.
1998'den bu yana İrlanda Tenorları grubunun bir üyesi olan Tynan, yürüme engelli olarak dünyaya geldi ve bir trafik kazasının doğurduğu komplikasyonlar sonucu 20 yaşında iki bacağını
da kaybetti. Bir yıl içinde Engelli Olimpiyatlarında altın madalyalar kazandı, 1981-1984 yılları arasında pist ve saha yarışmaları ile binicilikte 18 altın madalya ile 14 dünya
rekorunun sahibi oldu.
Tynan, National College of Physical Education'a (Ulusal Beden Eğitimi Yüksekokulu) kabul edilen ilk engelli oldu; sonrasında, doktor olarak ortopedi ve spor yaralanmaları üzerine uzmanlaştı. Tynan, müzik
kariyerinde John McCormack Tenor Sesi Kupasını, BBC'nin yetenek gösterisi Go For It'i (Göster Kendini) ve Marmande/Fransa'daki saygın Uluslararası Opera Seslendirme Yarışmasını kazandı.
JHU Rektörlük Madalyası, üniversite tarafından sıra dışı başarılar elde eden bireylere verilen bir onur ödülüdür ve şu ana kadar devlet başkanlarına, Kongre üyelerine, bir Yüksek
Mahkeme yargıcına, diplomatlara, edebi isimlere, akademisyenlere ve diğer önemli şahsiyetlere verilmiştir.
|
|